<ici-import noNamespaceSchemaLocation="https://journals.indexcopernicus.com/ic-import.xsd" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance">
  <journal issn="1017-6616" />
  <issue number="3" volume="30" year="2014" publicationDate="2018-08-13" numberOfArticles="14">
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Meme Kanseri Verisinde Aprıorı Algoritması İle
Kural Çıkarma</title>
        <abstract>Teknoloji ile birlikte yaşamın her alanında artan veri miktarı “veri
ambarları” kavramını gündeme getirmiştir. Veri madenciliği, ortaya
çıkan çok büyük veri kümelerinin oluşturduğu veri ambarlarının
analiz edilerek yararlı bilgiler elde edilmesini sağlayan yaklaşımlar
bütünüdür. Veri miktarının büyük olduğu ve her geçen gün arttığı
alanlardan birisi de sağlık sektörüdür. Her gün binlerce hastaya
ait gerek kişisel gerek tıbbi veriler kayıt altına alınmakta ve bu
enformasyon depolanmaktadır. Ancak bu verilerin çok az bir kısmı
analiz edilebilmekte ve geriye kalan kısmından faydalı olabilecek
enformasyon elde edilememektedir. Özellikle hastane yönetim
sistemleri, tedavi yöntemleri ve koruyucu hekimlik konusunda
maliyetleri azaltıcı yöntemlerin geliştirilmesi için ambardaki verilerin
analiz edilmesi gerekmektedir. Klasik istatistiksel yöntemler ile
büyük veri kümelerini analiz etmek zor olduğu için, çeşitli veri
madenciliği yöntemleri geliştirilmiş ve bilgisayar programcılığı
yardımıyla analiz yapmak daha uygulanabilir hale gelmiştir. Birliktelik
kuralı, sağlık alanında yeni kullanılan analiz yöntemlerinden birisi
olup; değişkenlerin birlikte görülme olasılıkları üzerinden örüntü
oluşturmak ve buna bağlı olarak destek ve güven değerlerini
hesaplamak için kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Meram Tıp Fakültesi
Onkoloji Hastanesine ait retrospektif çalışma sonucu elde edilen
meme kanseri verileri üzerinde APRIORI algoritması uygulanmış ve
verilerdeki birliktelik örüntüleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>97</pageFrom>
        <pageTo>103</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>veri madenciliği</keyword>
          <keyword>birliktelik kuralı</keyword>
          <keyword>apriori
algoritması</keyword>
          <keyword>destek</keyword>
          <keyword>güven</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Rule Induction By Apriori Algorithm Using Breast Cancer Data</title>
        <abstract>The amount of data, increasing together with the technology,
has brought the concept of “data warehouse” in every field of life.
Data Mining is a set of approaches analyzing these data warehouses
formed by very large data sets and allows to gather useful
information. One of the fields where the amount of data is large
and getting larger everyday is the health sector. Many personal and
medical data belonging to thousands of patients are recorded and
stored. However, small part of these data can be analyzed and the
remaining part may not be helpful to obtain useful information. The
data in warehouses must be analyzed to improve the methods for
hospital management systems, treatment and health care systems
to reduce the costs. Since analyzing large data sets using classical
statistical methods is difficult, various data mining methods have
been developed and these methods have become more feasible with
the help of certain softwares. Association rule is an important datamining
task to find hidden patterns between the variables and used
recently in the field of healthcare. In this study, we have calculated
the support and confidence of the associations in data set. APRIORI
algorithm have been applied onto the retrospectively obtained breast
cancer data belonging to Oncology Hospital of Meram Faculty of
Medicine.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>97</pageFrom>
        <pageTo>103</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>apriori algorithm</keyword>
          <keyword>association rule</keyword>
          <keyword>confidence</keyword>
          <keyword>data
mining</keyword>
          <keyword>support</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>AŞIR</name>
          <surname>GENÇ</surname>
          <email>agenc@selcuk.edu.tr</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>ADNAN</name>
          <surname>KARAİBRAHİMOĞLU</surname>
          <email>akara@konya.edu.tr</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Brucella Spp Ve Diğer Gram Negatif Bakterilerde C-Reaktif Protein Ve
Prokalsitonin Değerlerinin Karşılaştırılması</title>
        <abstract>Bu çalışmada Brucella spp., Escherichia coli, Klebsiella spp. ve
Acinetobacter spp. gibi Gram negatif bakteriyemisi olan hastalarda
prokalsitonin (PCT) ve C-reaktif protein (CRP) düzeylerinin
karşılaştırılması amaçlanmıştır. Hastalardan alınan kan örneklerinde
PCT, CRP ve kültür eş zamanlı çalışılmıştır. Bu örnekler Konya
Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışıldı. Örnekler BACTEC
9120 kan kültür sisteminde inkübe edildi. Phoenix-100 otomatik
identifikasyon panelleri kullanıldı. Brucella spp.’in tanımlanmasında
konvansiyonel metodlara ilaveten Brucelle polivalan serum kullanıldı.
CRP değerlerinin &gt;5 mg/L ve PCT değerlerinin ise &gt;0.5 ng/ml olması
patolojik olarak kabul edildi (PCT’in Cut of değeri: 0.02-50 ng/ml).
PCT değerleri üç grupta değerlendirildi. Grup 1 (2.0 ng/ml). Brucella spp. saptanan 100,
E. coli saptanan 50, Klebsiella spp. saptanan 50, ve Acinetobacter
spp. saptanan 40 hasta olmak üzere 240 hasta çalışmaya alındı.
Brucella spp. saptanan 100 hastada da PTC değerleri Grup 1 (5 mg/L idi. E. coli saptanan
hastaların 34’ünde PCT değerleri Grup 3 (&gt;2.0 ng/ml)’de, 46’sında
CRP değerleri &gt;5 mg/L idi. Klebsiella spp. saptanan hastaların
47’sinde PCT değerleri Grup 3 (&gt;2 ng/ml)’de , 39’unda CRP değerleri
&gt;5 mg/L idi. Acinetobacter spp. saptanan 24 hastada PCT değerleri
Grup 2 (0.5-2.0 ng/ml)’de iken 40 hastanın tümünde CRP değerleri
&gt;5 mg/L idi. Bazı Gram negatif bakteri infeksiyonlarında PTC ve
CRP değerleri artmakta iken, kan kültüründe Brucella spp. üreyen
hastalarda ise CRP değerlerinin arttığı ancak PCT değerlerinin ise
artmadığı saptanmıştır</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>104</pageFrom>
        <pageTo>107</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>prokalsitonin</keyword>
          <keyword>c-reaktif protein</keyword>
          <keyword>brucella
spp.</keyword>
          <keyword>gram-negatif bakteriler</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Comparison Of Procalcitonin And C-Reactive Protein
Values In Brucella Spp And Other Gram-Negative
Bacteremias</title>
        <abstract>In this study, we aimed to compare procalcitonin (PCT) and
C-reactive protein (CRP) levels in patients with gram-negative
bacteremia, as Brucella spp., Escherichia coli, Klebsiella spp., and
Acinetobacter spp. Simultaneous studies on culture, PCT and CRP
were done on the blood samples obtained from the patients. Samples
were investigated in Konya Research and Education Hospital, Konya,
Turkey. Samples were collected and incubated in BACTEC 9120
blood culture system. Phoenix-100 automated identification panels
were used. For Brucella spp. identification, Brucella polyvalent serum
was used in addition to conventional methods. CRP values &gt;5 mg/L
and PCT values &gt;0.5 ng/ml were considered pathological. (Cut of
value of PCT is 0.02-50 ng/ml.) PCT values were evaluated in three
groups as: Group 1 (2.0 ng/ml). Brucella spp. were detected in 100 patients, while E.
coli in 50 patients, Klebsiella spp. in 50 patients, and Acinetobacter
spp. in 40 patients, and these 240 patients were included in the
study. For Brucella spp., PCT was in Group 1 (5 mg/L in 92. For E. coli, PCT was in
Group 3 (&gt;2.0 ng/ml) in 34 patients and CRP was &gt;5 mg/L in 46. For
Klebsiella spp., PCT was in Group 3 (&gt;2 ng/ml) in 47 patients and
CRP was &gt;5 mg/L in 39. For Acinetobacter spp., PCT was in Group 2
(0.5-2.0 ng/ml) in 24 patients and CRP was &gt;5 mg/L in all 40. In some
of the gram-negative bacterial infections, PCT and CRP levels were
increased, but in patients in whom Brucella spp. were grown in blood
culture, CRP level increased while PCT level did not.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>104</pageFrom>
        <pageTo>107</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>procalcitonin</keyword>
          <keyword>c-reactive protein</keyword>
          <keyword>brucella spp.</keyword>
          <keyword>gramnegative
bacteria.</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>MERAL</name>
          <surname>KAYA</surname>
          <email>drmeralkaya@gmail.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>SAĞLIK BAKANLIĞI</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>AYŞEGÜL</name>
          <surname>OPUŞ</surname>
          <email>aybe76@hotmail.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>ŞERİFE</name>
          <surname>YÜKSEKKAYA</surname>
          <email>serife.yuksekkaya@gmail.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>KONYA EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>ASUMAN</name>
          <surname>GÜZELANT</surname>
          <email>asumangzlnt@hotmail.com</email>
          <order>4</order>
          <instituteAffiliation>KONYA EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>MUHAMMET</name>
          <surname>KURTOĞLU</surname>
          <email>kurtoglumg@hotmail.com</email>
          <order>5</order>
          <instituteAffiliation>SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Akne Vulgarisli Hastalarda Sistemik İzotretinoin’İn Oküler Yan Etkilerinin Araştırılması</title>
        <abstract>Bu çalışmanın amacı sistemik izotretinoin ile tedavi edilen
akne vulgarisli hastalarda ilacın etkinliğini ve oküler yan etkilerini
değerlendirmek idi. 38 akne vulgarisli hastaya toplam dört ay
boyunca 1 mg/kg/gün dozunda sistemik izotretinoin verildi. Tedavinin
başlangıcında ve bitiminde hastalar, ilacın etkinliği yönünden global
akne derecelendirme sistemi (GADS) kullanılarak değerlendirildi.
Başlangıçta, ikinci ayda ve dördüncü ayda oftalmolojik muayeneleri
yapıldı ve subjektif şikayetleri kaydedildi. Biyomikroskobik muayene,
fundus muayenesi, Schirmer 1 testi, anestezili Schirmer testi,
gözyaşı kırılma zamanı testi yapıldı. Tedavinin başlangıcında
30,65±4,74 olan GADS puanı, tedavinin bitiminde 1,26±3,78 olarak
saptandı. Tedavinin ikinci ayında 24 hastada (%63,15) subjektif göz
şikayetleri tespit edildi. Tedavinin dördüncü ayında ise ikinci ayda
şikayeti olmayan 14 hastanın 11’inde göz şikayeti oldu. Tedavi
süresince Schirmer 1, anestezili Schirmer ve gözyaşı kırılma zamanı
testlerinde anlamlı bir azalma tespit edildi. İzotretinoin tedavisi
planlanan hastaların tedavinin başlangıcında ve tedavi süresince
oküler şikayetler ve yan etkiler açısından en az bir kere oftalmolojik
muayenelerinin yapılmasının faydalı olacağı düşüncesindeyiz.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>108</pageFrom>
        <pageTo>110</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>izotretinoin</keyword>
          <keyword>göz</keyword>
          <keyword>yan etki</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Evaluation Of Ocular Side Effects Of Systemic Isotretinoin In Patients
With Acne Vulgaris</title>
        <abstract>Evaluation of ocular side effects of systemic isotretinoin in
patients with acne vulgaris The aim of the study was to evaluate
effectiveness and ocular side effects of systemic isotretinoin
treatment. 1 mg/kg/day systemic isotretinoin was given to the 38
patient with moderate-severe-very severe acne vulgaris. Patients were
evaluated by using Global Acne Grading System. At baseline, second
and forth months subjective complaints of patients were recorded
and ophthalmological examinations were performed in ophthalmology
clinic. Biomicroscopical examination, fundus examination, Schirmer 1
test, Schirmer test with anesthesia, tear-film break-up time tests were
performed at baseline second and forth months. GADS values were
30,65±4,74 at the beginning and 1,26±3,78 at the end of the therapy.
This decrease was statistically significant. Subjective complaints
were observed in 24 patients (63.15%) at the end of second month
of treatment. At the end of forth month 11 of 14 patients who did
not have any complaints at second month had some complaints.
A significant decrease was seen in Schirmer 1 test, Schirmer test
with anesthesia, tear-film break-up time tests. In cases considering
isotretinoin treatment, we think that the ophthalmologic examination
performed at least once may be helpful.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>108</pageFrom>
        <pageTo>110</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>isotretinoin</keyword>
          <keyword>eye</keyword>
          <keyword>side effect</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>SEVİL</name>
          <surname>ALAN</surname>
          <email>alan_sevil@yahoo.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>EROL</name>
          <surname>ÇENESİZOĞLU</surname>
          <email>erolcenesizoglu@yahoo.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>ADANA NUMUNE EĞİTİM VE ARŞ HAST.</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>DEMET</name>
          <surname>ERSİVRİ</surname>
          <email>demetersivri@gmail.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>ELBİSTAN DEVLET HASTANESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Endoskopik Retrograt Kolanjiopankreatikografi
Deneyimlerimiz</title>
        <abstract>Endoskopik retrograt kolanjiyopankreatografi (ERKP),
hepatobiliyer ve pankreas hastalıklarının tanı ve tedavisinde önemli
bir yere sahiptir. Bu çalışmada bir genel cerrahi endoskopi ünitesinin
3 yıllık deneyimi paylaşılmaktadır. Şubat 2010-Mart 2013 arasında
200 hastada yapılan 242 ERKP’nin kayıtları retrospektif olarak
değerlendirildi. Yaş dağılımı 19-84 arasında idi (ortalama 47,3 yıl) ve
116 hasta (%58) kadındı. En sık endikasyon tıkanma sarılığı ve/veya
yüksek serum bilirübin düzeyi idi (159 hasta, %79,5). Ortalama ERKP
süresi 16,5 dakika idi (5-55 dk.). 38 hastada ERKP tekrarı (%19)
gerekti ve kanülasyon 185 hastada (%92,5) başarılıydı. Endoskopik
sfinkterotomi 177 hastada (%88,5), biliyer balon uygulaması 156’inde
(%78,3) ve taş çıkarılması 144’ünde (%72) uygulandı. Komplikasyon
8 hastada (%4) ortaya çıktı ve en sık komplikasyon akut pankreatit
idi (4 hasta, %2). Bu seride işleme bağlı mortalite görülmedi. ERKP
mortalite riski ve morbidite ilişkisine rağmen, hepatobiliyer ve
pankreas hastalıklarının tanı ve tedavisinde güvenilir bir yöntemdir.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>111</pageFrom>
        <pageTo>114</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>endoskopi</keyword>
          <keyword>endoskopik retrograt
kolanjiyopankreatografi</keyword>
          <keyword>endoskopik sfinkterotomi</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Our Experiences Of Endoscopic Retrograde
Cholangiopancreatography</title>
        <abstract>Endoscopic retrograde cholangiopancreatography (ERCP) has
an important role in the diagnosis and treatment of hepatobiliary
and pancreatic diseases. This study was discussed the three years’
experience of general surgery of endoscopy unit. The records of 242
ERCPs of 200 patients, performed between February 2010 and March
2013, were retrospectively evaluated. The age range 19-84 years
(mean; 47.3 years) and 116 patients (58%) were female. The most
common indication was the presence of obstructive jaundice and/or a
high serum bilirubin level (159 patients, 79.5%). The average ERCP
duration was 16.5 min (5-55 min.). A repeat ERCP was needed in 38
patients (19%) and cannulation was successful 185 patients (92.5%).
Endoscopic sphincterotomy was performed in 177 patients (88.5%),
biliary balloon application in 156 (78.3%), and stone extraction in
144 (72%). Complication occurred in 8 patients (4%) and the most
common complication was acute pancreatitis (4 patients, 2%).
There was no mortality in any patient in this series. Although the
relationship between the risk of mortality and morbidity of ERCP,
a reliable method of diagnosis and treatment of hepatobiliary and
pancreatic diseases.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>111</pageFrom>
        <pageTo>114</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>endoscopy</keyword>
          <keyword>endoscopic retrograde
cholangiopancreatography</keyword>
          <keyword>endoscopic sphincterotomy</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>MUSTAFA</name>
          <surname>ŞAHİN</surname>
          <email>drsahin@selcuk.edu.tr</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>HÜSEYİN</name>
          <surname>YILMAZ</surname>
          <email>hyilmazmd@hotmail.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>HÜSNÜ</name>
          <surname>ALPTEKİN</surname>
          <email>halptekin@hotmail.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>MEHMET</name>
          <surname>KAFALI</surname>
          <email>kafali1405@hotmail.com</email>
          <order>4</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>İLHAN</name>
          <surname>ECE</surname>
          <email>ilhanece@yahoo.com</email>
          <order>5</order>
          <instituteAffiliation>BEYZA TIP MERKEZİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>FAHRETTİN</name>
          <surname>ACAR</surname>
          <email>drfacar@hotmail.com</email>
          <order>6</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Sağlık Kurulu Raporlarına Göre Diyarbakır Bölgesindeki
Görme Kaybının Sebepleri</title>
        <abstract>Diyarbakır ve çevre illerden görme kaybı sebebiyle sağlık kuruluna
başvuran hastaların görme kaybının etiyolojik ve anatomik olarak
değerlendirmesi. Mayıs 2011-Nisan 2013 tarihleri arasında Dicle
Üniversitesi Araştırma hastanesi sağlık kurulu başkanlığına herhangi
bir sistemik hastalığı olmaksızın yalnızca az görme sebebiyle özür
raporu almak için başvuran hastaların kayıtları retrospektif olarak
tarandı. Hastaların demografik özellikleri, düzeltmesiz ve düzeltmeli
en iyi görme keskinliklerini içeren bilgileri kaydedildi. Düzeltmeli en
iyi görme keskinlikleri 0,5’ten düşük olanlar Dünya Sağlık Örgütü’
nün görme kaybı sınıflandırmasına göre 4 gruba ayrıldı. Grup 1
(düzeltmeli en iyi görme keskinlikleri &lt;0,05) değerlendirmeye alındı.
Hastaların görme kaybı çift taraflı ve tek taraflı körlük olarak 2
gruba ayrıldı. Körlük etiyolojileri kornea ve ön segment patolojileri,
retina hastalıkları, optik disk hastalıkları, simülasyon varlığı, glob /
refraksiyon ilgili bozukluklar olarak 5 gruba ayrıldı. Çalışmaya 167
hasta alındı. Hastaların 88’inin (% 52,6) çift taraflı, 79‘unun (%
47,4) tek taraflı körlüğü vardı. Çift taraflı körlüğün en sık sebebini
retina hastalıkları oluşturmaktaydı. Bu grubun içinde 15 hastayla
retinitis pigmentosa ilk sırada idi. Tek taraflı körlüğün en sık sebebi
kornea ve ön segment patolojileri idi. Bu grupta 11 hastayla katarakt/
konjenital katarakt en sık alt grubu oluşturmaktaydı. İkinci en sık
sebep olarak travma ve refraksiyonla ilgili bozukluklar idi. Diyarbakır
ve çevre illerinden görme kaybı sebebiyle sağlık kuruluna başvuran
hastalarda en sık etiyolojinin retina hastalıkları özellikle de herediter
retina distrofileri olduğunu saptadık. Bunun yakın akraba evliliğinden
kaynaklanabileceğini düşünmekteyiz. Halkın bilinçlendirilmesi ve
travmanın önlenmesi bu sonuçlara maruz kalmayı azaltabilir.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>115</pageFrom>
        <pageTo>117</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>körlük görme</keyword>
          <keyword>göz yaralanmaları</keyword>
          <keyword>delici</keyword>
          <keyword>görüş</keyword>
          <keyword>düşük</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Causes Of Visual Loss In The Diyarbakir City Area According To The
Health Committee’S Reports</title>
        <abstract>To evaluate the etiologic and anatomic aspects of the patients
who admitted a university clinic with vision loss from Diyarbakir and
surrounding cities. Between May 2011-April 2013, the records of
patients who admitted Dicle University Hospital Chairman of the Board
Health with low vision and without any systemic disease were reviewed
retrospectively. Demographic characteristics of patients, uncorrected
and the corrected best visual acuity were recorded. Patients with
best corrected visual acuity less than 0.5 were divided into 4 groups
according to the classification of World Health Organization’s vision
loss. Group 1 (best corrected visual acuity &lt;0.05) were evaluated.
Those patients were divided into 2 groups as bilateral and unilateral
according to visual loss. The etiologies of vision loss in patients
were classified into 5 groups as anterior segment pathology, retinal
disease, optic disc disease, simulation, globe/refraction related
disorders.167 patients were enrolled.88(52.6%) patients had bilateral
and 79(47.4%)had unilateral visual loss. The most common cause
of bilateral blindness was retinal diseases. The most common
retinal disease was retinitis pigmentosa. The most common cause
of unilateral blindness was anterior segment pathologies in which
cataract/congenital cataracts were consist of the most common
subgroup. The second most common cause was perforating of trauma
and refraction disorder. In this study the most frequent etiologic
factor was found to be retinal diseases especially hereditary retinal
dystrophies in patients. We thought that might be due to particularly
from the marriage between closely related individuals. Public
awareness about marriage between closely related individuals and
prevention of trauma is likely to reduce exposure to these results.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>115</pageFrom>
        <pageTo>117</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>blindness</keyword>
          <keyword>eye injuries</keyword>
          <keyword>penetrating</keyword>
          <keyword>vision</keyword>
          <keyword>low</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>HARUN</name>
          <surname>YÜKSEL</surname>
          <email>drharunyuksel@gmail.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>DİCLE ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>ALPARSLAN</name>
          <surname>ŞAHİN</surname>
          <email>dralparslansahin@yahoo.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>DİCLE ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>ABDULLAH</name>
          <surname>CİNGÜ</surname>
          <email>kursatcingu@yahoo.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>DİCLE ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>FATİH</name>
          <surname>TÜRKÇÜ</surname>
          <email>turkcufm@gmail.com</email>
          <order>4</order>
          <instituteAffiliation>DİCLE ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>YASİN</name>
          <surname>ÇINAR</surname>
          <email>dryasincinar@yahoo.com</email>
          <order>5</order>
          <instituteAffiliation>DİCLE ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>ZEYNEP</name>
          <surname>ÖZKURT</surname>
          <email>drzeynepgursel@gmail.com</email>
          <order>6</order>
          <instituteAffiliation>DİCLE ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>AHMET</name>
          <surname>YILMAZ</surname>
          <email>drahmet_007@yahoo.com</email>
          <order>7</order>
          <instituteAffiliation>DİCLE ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>MUHAMMED</name>
          <surname>ŞAHİN</surname>
          <email>drmuhammedsahin@gmail.com</email>
          <order>8</order>
          <instituteAffiliation>DİCLE ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Çocuk Ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniğine Başvuran Hastalarda Tanı Dağılımları</title>
        <abstract>Bu araştırmada çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran
hastaların tanı dağılımlarının saptanması amaçlanmıştır. Ordu
Devlet Hastanesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümüne Ocak
2012-Nisan 2013 tarihleri arasında başvuran 2109 hastanın dosyaları
geriye dönük olarak incelenmiştir. Olguların daha çok erkek olduğu
(%59.6) ve 7-18 yaş grubu çocuk ve ergenlerden (%78.6) oluştuğu
saptanmıştır. Başvuran olguların %74.8’sine bir ya da birden çok
tanı konmuştur, 0-6 yaş arası olgularda tanı konma oranının %44.8,
7-11 yaş arası olgularda %84.6, 12-18 yaş arası olgularda %80.3
olduğu saptanmıştır. Olguların %9.7’sinin birden fazla tanı aldığı
saptanmıştır. Eştanı saptanma oranının en sık dikkat eksikliği
hiperaktivite bozukluğu (DEHB) grubunda olduğu belirlenmiştir. En
sık saptanan tanılar, sırasıyla DEHB, depresyon, yaygın anksiyete
bozukluğu, enürezis ve zeka geriliğidir. Tanıların cinsiyete göre
dağılımı değerlendirildiğinde, erkek çocuklarda en sık DEHB,
enürezis, depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, zeka geriliği;
kızlarda ise DEHB, depresyon, yaygın anksiyete bozukluğu, enürezis,
zeka geriliği tanısının olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda en sık
saptanan tanılar dışavurum bozuklukları olmakla birlikte, cinsiyetler
arası farklılıklar gözlenmektedir. Eştanı oranı da dikkate değer
düzeyde saptanmıştır. Eştanıların birlikteliğinde hastalığın şiddeti
daha ağır olmakta, psikososyal işlevsellikte daha ciddi bozulmalar
görülmektedir. Hangi tanıların daha sık olduğunun bilinmesi, yaş
grupları ve cinsiyetler arası tanı farklılıklarının belirlenmesi, çocuk
ve ergen psikiyatrisi poliklinik hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda
bulunacaktır</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>118</pageFrom>
        <pageTo>122</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>çocuk</keyword>
          <keyword>ergen</keyword>
          <keyword>psikopatoloji</keyword>
          <keyword>tanı oranları</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Diagnosis Of Patients Referring To A Child And Adolescent
Psychiatry Outpatient Clinic</title>
        <abstract>The aim of the present study is to identify the diagnoses of
patients who referred to a child and adolescent psychiatry outpatient
clinic. Medical records of 2109 patients referred to the Children and
Adolescent Psychiatry outpatient clinic at Ordu States Hospital,
between January 2012 and April 2013 were studied retrospectively. It
was found that the patients were mostly male (59.6 %) and within 7 to
18 years of age (78.6%). It was also determined that 74.8% of patients
had at least one diagnosis. The diagnosis rate of 44.8% in patients
between the ages of 0-6, 84.6% of patients aged 7-11 were determined
as 80.3% in patients aged 12-18. Of the cases, 9.7% were diagnosed
with multiple conditions. They were mainly in the attention deficit
hyperactivity disorder (ADHD) group. The most common diagnosis
was attention deficit hyperactivity disorder followed by depression,
anxiety disorders, enuresis and mental retardation, respectively.
When the distribution of the diagnoses to sex were assessed, the
most common diagnoses in boys are ADHD, enuresis, depression,
generalized anxiety disorder and mental retardation respectively,
they were ADHD, depression, generalized anxiety disorder,
enuresis and mental retardation in girls. In our study, although the
externalizing disorders are the most frequent diagnoses, there are
differences between genders. The rate of comorbid diagnosis was
found to be considerable. In the presence of comorbid diagnoses, the
disorder is experienced more heavily and psychosocial functionality
gets deteriorated. To know the most common diagnoses, diagnosis
differences within genders and possible diagnoses for certain age
groups will be useful for improving child and adolescent psychiatry
services.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>118</pageFrom>
        <pageTo>122</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>child</keyword>
          <keyword>adolescent</keyword>
          <keyword>psychopathology</keyword>
          <keyword>diagnosis rates</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>SERHAT</name>
          <surname>TÜRKOĞLU</surname>
          <email>drserhat@gmail.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Total Laparoskopik Histerektomi Olgularımızın
Değerlendirilmesi</title>
        <abstract>Bu prospektif çalışmanın amacı, kliniğimizde total
laparoskopik histerektomi (TLH) yapılan vakalarımızın sonuçlarını
değerlendirmektir. Benign veya malign hastalıklar nedeniyle Ocak
2013 ve Nisan 2014 arasında TLH uygulanan 41 olgu prospektif
olarak değerlendirildi. Operasyonda rijid enstrümanlar olarak 10
mm teleskop ve gelişmiş bipolar enerji modaliteleri kullanılmıştır.
İlk olarak 10 mm trokar subumbilikal 1 cm’lik kesiden direk olarak
yerleştirildi. Abdominal kaviteye 3-4 litre CO2 insuflasyonunu takiben
laparoskop yerleştirildi. Batının sağ ve sol avasküler alt kadranlarına
ikinci ve üçüncü kesiler yapıldı ve bu kesilerden 5 mm trokarlar
yerleştirildi. Uterus manipülasyonu için Rumi® II uterin manuplator
kullanıldı. Uterus vajinal yoldan çıkarıldı, gerekli görüldüğünde
intrakorporeal myomektomi ve morselasyon işlemi yapıldı. Vajinal
kafın kapatılmasında 0 numara vicryl kullanıldı. Tüm hastalarda
sağ ve sol uterosakral ve kardinal ligamentlerden sütür geçildi. Tüm
operasyonlar aynı cerrah tarafından yapılmıştır. Hastaların; ortalama
yaşı, vücut kitle indeksleri (VKİ), operasyon süresi, kan kaybı miktarı,
komplikasyon oranları ve ameliyat sonrası hastanede kalış süreleri
değerlendirildi. Histerektomi endikasyonları olarak; 16 myoma uteri,
6 medikal tedaviye dirençli anormal uerine kanama, 5 benign over
kisti, 4 adenomyozis, 3 myom uteri + over kisti, 2 endometrial polip,
2 endometrioma, 2 endometrial hiperplazi ve 1 erken evre serviks
kanseri bulunmaktaydı. Hastaların ortalama yaşı 47.5 (30-68),
ortalama VKİ 30.2 (24-44), ortalama spesimen ağırlığı 215.9 (90-
650 gr), ortalama operasyon süresi 107.9 (60-210 dk), ortalam kan
kaybı 81.1 (30-300 ml), ortalama preoperatif hemoglobin (Hb) değeri
12.5±0.9 gr/dl, postoperatif Hb değeri 11.5±0.8 gr/dl ve ortalama
hastanede kalış süresi 2.5 gün (2-4 gün) idi. İntraoperatif olarak
herhangi bir komplikasyon olmadı. Geç postoperatif komplikasyon
olarak 2 olguda vajinal kaf enfeksiyonu gelişti. Total laparoskopik
histerektomi jinekolojik hastalıklar için güvenli ve uygun bir
yöntemdir. En iyi sonuçları elde etmek için hastaların dikkatli seçimi
çok önemlidir.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>123</pageFrom>
        <pageTo>125</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>laparoskopi</keyword>
          <keyword>histerektomi</keyword>
          <keyword>deneyim.</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>The Evaluation Of Total Laparoscopic Hysterectomy Patients</title>
        <abstract>The aim of this prospective study is to evaluate the results
of our total laparoscopic hysterectomy (TLH) cases. Forty one
patients underwent TLH due to benign or malign disorders were
reviewed prospectively between January 2013 and April 2014.
Rigid instruments 10 mm telescope, and advanced bipolar energy
modalities were used during the procedure. A primary 10-mm trocar
was inserted directly through a 1-cm sub umbilical incision. The
laparoscope was inserted through this trocar after insufflation of the
abdominal cavity with 3–4 L of CO2. The second and third incisions
were performed in the avascular right and left lower quadrant of the
abdomen and two ancillary 5-mm trocars were inserted through these
incisions. Uterine manipulation was performed by using RUMI® II.
During the removal of the specimen, if necessary, intracorporeal
myomectomy and morcellation were performed before the uterus
and ovaries were delivered intact through the vagina. A 0-Vicryl
suture was used for close the vaginal cuff. The sutures were passed
through the left and right uterosacral and cardinal ligaments in
all patients. All procedures were performed by the same surgeon.
The mean age of the cases, body mass indexes (BMI), duration of
operations, the amounts of blood loss, rates of complications and
post operative hospital stay were assessed. The indications of for
hysterectomies were, 16 myoma uteri, 6 medical treatment-resistant
abnornal uerine bleeding, 5 benign ovarian cyst, 4 adenomyozis, 3
myoma uteri+ovarian cyst, 2 endometrial polyp, 2 endometrioma, 2
endometrial hyperplasia and 1 early stage cervical cancer. The mean
age of patients were 47.5 (30-68 years), mean BMI of patients were
30.2 (24-44), mean specimen weight was 215.9 (90-650 gr), mean
operation duration was 107.9 (60-210 min), mean blood loss was 81.1
(30-300 ml), mean preoperative hemoglobin (Hb) was 12.5±0.9 gr/
dl, mean postoperative Hb was 11.5±0.8, and the mean hospital stay
was 2.5 (2-4 days). There were no intraoperative complications. Late
postoperative complication was vaginal vault infection in 2 cases.
Total laparoscopic hysterectomy is safe and feasible method for
gynecological diseases. Careful selection of patients is critical for
obtaining the best results.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>123</pageFrom>
        <pageTo>125</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>laparoscopy</keyword>
          <keyword>hysterectomy</keyword>
          <keyword>experience</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>OSMAN</name>
          <surname>BALCI</surname>
          <email>drobalci@hotmail.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Safra Kesesi Agenezisi; Nadir Bir Konjenital Hastalık</title>
        <abstract>Safra kesesi agenezisi toplumda 10000’de 1-2 arasında görülen
nadir konjenital anomalidir. Olgular üst karın ağrısı gibi biliyer tip
bulgularla karşımıza çıkabilirler. Ultrason biliyer semptomlar için
ilk tercih edilecek görüntüleme yöntemidir. Ancak ultrasonografi ile
safra kesesi agenezisini sıklıkla yanlış yorumlanır. Laparoskopik
cerrahi esnasında teşhis edilen safra kesesi agenezisi ve safra
yolları amomalisini olan olguyu sunduk. Sonuç olarak birçok hastanın
tanısı laparoskopi sonrası açık cerrahi kolesistektomi esnasında
safra kesesinin olmaması ile teşhis edilir. Laparoskopi esnasında
safra kesesi agenezisinden şüphelenildiğinde açık cerrahi prosedüre
geçmek gereksizdir. Aksi halde biliyer kanal yaralanması ile birlikte
artmış mortalite ve morbititeye neden olunabilir.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>126</pageFrom>
        <pageTo>127</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>safra kesesi agenezisi</keyword>
          <keyword>cerrahi</keyword>
          <keyword>mortalite</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Gallbladder Agenesis, A Rare Congenital Disorder</title>
        <abstract>Agenesis of the gallbladder is a rare congenital anomaly occurring
in 1 to 4 people of a population of 10000. It may present with biliary
type symptoms such as upper abdominal pain requiring further
investigation. Ultrasound is the first choice of imaging for biliary
symptoms but is frequently misleading in the context of Gallbladder
Agenesis. We report a case of congenital Gallbladder Agenesis and a
biliary tract abnormality diagnosed by laparoscopy. As a result most
patients are diagnosed following conversion of laparoscopic to open
cholecystectomy and subsequent failure to identify the gallbladder.
Failure to suspect Gallbladder Agenesis at laparoscopy can result in
unnecessary open surgery and a high risk of bile duct damage with
corresponding postoperative morbidity and mortality.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>126</pageFrom>
        <pageTo>127</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>gallbladder agenesis</keyword>
          <keyword>surgery</keyword>
          <keyword>mortality</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>TEVFİK</name>
          <surname>KÜÇÜKKARTALLAR</surname>
          <email>tevfikkk75@hotmail.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>Ahmet</name>
          <surname>TEKİN</surname>
          <email>drtekina@hotmail.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>Kutahya Health Sciences University</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>ADİL</name>
          <surname>KARTAL</surname>
          <email>kartal_adil@hotmail.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>MURAT</name>
          <surname>ÇAKIR</surname>
          <email>drmuratcakir@hotmail.com</email>
          <order>4</order>
          <instituteAffiliation>NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Tanımız Gerçekten Krup Mu?</title>
        <abstract>Krup,öksürük, ses kısıklığı ,inspiratuar stridor ve havlar tarzda
öksürükle karakterize bir sendromdur ve obstrüksiyonun derecesine
göre değişik şiddetde solunum sıkıntısıyla gözükür. Yabancı cisim
aspirasyonları, retrofarengeal apse, bakteriyel trakeit ve epiglottit de
krup benzeri akut solunum yolu obstrüksiyon nedenlerindendir. Bu
vakada acil servise bi fazik stridoru olan, solunum sesleri azalmış,
akciğer grafisinde havalanma artışı olan bir hasta sunuldu. Medikal
tedaviye cevap vermediği için 3 yaşındaki bu çocuğa laringoskop
uygulandı ve vokal kord düzeyinde bir adet karanfil bulundu.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>128</pageFrom>
        <pageTo>130</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>krup</keyword>
          <keyword>yabancı cisim aspirasyonu</keyword>
          <keyword>çocuk</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Is Our Diagnosis Really Croup?</title>
        <abstract>Croup syndrome is a term that defines barking cough ,
hoarseness, inspiratory stridor, and presenting with changeable
severity of respiratory distress according to the l (severity) of
obstruction, Foreign body aspirations, retropharyngeal abscess,
bacterial tracheits and epiglottitis are also reasons for croup like acute
airway obstructions. We a 4 years old child with biphasic stridorwho
admitted to the Pediatric Emergencydepartment In consequence of
unresponsive medical treatment pati endoscophic examination has
performed and a Szygium aromaticum at the level of vocal cordswas
found The foreign body had removed with general anesthesia by
endoscophy.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>128</pageFrom>
        <pageTo>130</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>croup</keyword>
          <keyword>foreign body aspiration</keyword>
          <keyword>child</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>ASLIHAN</name>
          <surname>ADABALI</surname>
          <email>a_adabali@hotmail.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>MEHMET</name>
          <surname>ERYILMAZ</surname>
          <email>akiferyilmaz@hotmail.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>VESİLE</name>
          <surname>ENERGİN</surname>
          <email>m.energin@yahoo.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>SEVGİ</name>
          <surname>PEKCAN</surname>
          <email>sevgipekcan@yahoo.com</email>
          <order>4</order>
          <instituteAffiliation>NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Egzersiz Dispnesinin Nadir Bir Nedeni: Swyer-James Sendromu</title>
        <abstract>Swyer-James Sendromu, tek taraflı saydamlık artışı, etkilenen
bölgede vasküler yapıların azlığı ve küçük hilus gölgesi ile
karakterize nadir bir akciğer hastalığıdır. Genellikle asemptomatik
olmakla birlikte, sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonu, egzersiz
dispnesi ve hemoptizi gibi belirtiler de olabilir. 23 yaşında erkek
hasta egzersizle oluşan nefes darlığı şikâyeti ile başvurdu. Fizik
muayenesinde, sol hemitoraksda solunum sesleri azalmıştı. Akciğer
grafisinde; sol orta ve alt zonda daha belirgin olan saydamlık artışı,
mediastende sola kayma ve küçük hilus gölgesi izlendi. Ventilasyonperfüzyon
sintigrafisinde uyumlu defekt alanları belirlendi. Akciğer
grafisi ile tanı konulabildiği halde, nadir görülmesi nedeni ile akla
getirilmeyen Swyer-James Sendromu tanısı konulan hasta, literatür
bilgileri eşliğinde sunuldu.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>131</pageFrom>
        <pageTo>133</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>swyer-james sendromu</keyword>
          <keyword>tek taraflı saydam
akciğer</keyword>
          <keyword>macleod sendromu</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>The Rare Cause Of Exertional Dyspnea: Swyer-James Syndrome</title>
        <abstract>Swyer-James Syndrome is a rare pulmonary disease,
characterized by one-sided hyperlucency, smaller hilum shadow
and lack of vascular structures in affected side. Although usually
asymptomatic, can also be symptoms such as recurrent lung
infection, exertional dyspnea and hemoptysis. 23-year-old male
patient presented with exercise-induced dyspnea. On physical
examination, decreased breath sounds on the left hemithoraxes.
Chest x-ray showed right middle and lower lobe more prominent
hyperlucency, mediastinal shift to the left and small hilar shadow.
Ventilation-perfusion scintigraphy were determined consistent defect
areas. Swyer-James Syndrome diagnosed by chest X-ray is possible,
but it is unthinkable because of the rarity. Swyer-James syndrome
diagnosed patient is presented with literature data.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>131</pageFrom>
        <pageTo>133</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>swyer-james syndrome</keyword>
          <keyword>unilateral hyperlucent lung</keyword>
          <keyword>macleod syndrome</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>YUSUF</name>
          <surname>AYDEMİR</surname>
          <email>dryaydemir@yahoo.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>SAKARYA Ü. TIP FAKÜLTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Sezaryen Skarında Endometriozis: 6 Olgunun Literatür
Eşliğinde Değerlendirilmesi</title>
        <abstract>Endometriozis normal endometrial dokunun uterus dışında
görülmesidir. Skar endometriozisi en sık karın duvarına yapılan
obstetrik ve jinekolojik cerrahi işlemlerden sonra ortaya çıkan genel
cerrahlar tarafından ayırıcı tanıda ön planda pek düşünülmeyen, nadir
görülen jinekolojik patolojidir. Genel Cerrahi polikliniğine 2008-2012
yılları arasında abdominal kitle şikayeti ile başvuran, kitleleri total
eksize edilmiş ve patoloji laboratuvarında skar endometriozisi tanısı
almış altı olguya ait klinik, radyolojik ve patolojik veriler retrospektif
olarak değerlendirildi. Bu hastaların başvuru semptomları farklı idi;
dördü siklik dönemde artan ağrı ve şişlik ile karakterize, ikisi ise nonspesifik
özellikli abdominal duvarda insizyon skarı bölgesinde kitle
şikayeti ile Genel Cerrahi polikliniğine başvurdu. Tüm kitleler total
eksize edildi ve patoloji laboratuarında skar endometriozisi tanısı
aldı. Genel Cerrahi polikliniğine abdominal insizyon skarı lojunda
kitle şikayeti ile başvuran bayan hastalarda jinekolojik bir patoloji
olan endometriozis ayırıcı tanıda düşünülmelidir.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>134</pageFrom>
        <pageTo>136</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>skar endometriozisi</keyword>
          <keyword>karın duvarı</keyword>
          <keyword>cerrahi.</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Endometriosis In Cesarean Scar: Evaluation Of Six Cases With
Review Of The Literature</title>
        <abstract>Endometriosis is the presence of normal endometrial tissue
outside the uterus. Scar endometriosis is a rare pathology resulting
after obstetric and gynecologic surgery procedures on abdominal
wall which is not pre-diagnosed in differential diagnosis by general
surgeons. Six cases referred to General Surgery outpatient clinic with
mass on abdominal wall that have been totally excised and diagnosed
as endometriosis in pathology laboratory between 2008-2012 , have
been reviewed retrospectively with clinic, radiologic and pathologic
findings. The presenting symptoms of six pateints were different;
four of them referred with cyclic pain and swelling and two with nonspesific
symptoms to general surgery outpatient clinic. All of the
masses have been totally excised and diagnosed as endometriosis
in pathology laboratory. Scar endometriosis should be considered in
differential diagnosis of incisional abdominal wall masses in females
referring to General Surgery.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>134</pageFrom>
        <pageTo>136</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>scar endometriosis</keyword>
          <keyword>abdominal wall</keyword>
          <keyword>surgery</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>SİBEL</name>
          <surname>HAKVERDİ</surname>
          <email>hakverdisibel@yahoo.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>MUHYİTTİN</name>
          <surname>TEMİZ</surname>
          <email>mhytemiz@yahoo.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>MEHMET</name>
          <surname>YALDIZ</surname>
          <email>yaldiz44@mynet.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>SEÇKİN</name>
          <surname>AKKÜÇÜK</surname>
          <email>sakkucuk@mku.edu.tr</email>
          <order>4</order>
          <instituteAffiliation>MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>TÜMAY</name>
          <surname>ÖZGÜR</surname>
          <email>ozgurtumay@yahoo.com</email>
          <order>5</order>
          <instituteAffiliation>MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Yenidoğanda Çok Uzun Zincirli Yağ Asidi Dehidrogenaz
Eksikliği</title>
        <abstract>Çok uzun zincirli yağ asidi dehidrogenaz (VLCAD) eksikligi
mitokondriyal yağ asidi oksidasyon bozukluğu olup otozomal
resesif geçis gösterir. Tandem kütle spektrometri ile plazmada
yükselmiş açil karnitinlerin artışının gösterilmesiyle VLCAD tanısına
yönlenilebilir. Bu yazıda, annesinde gebelikte HELLP sendromu olan
ve 15 günlükken periferik dolaşım bozukluğu, hipotoni ve izleminde
metabolik asidoz, dilate kardiyomiyopati gelişen VLCAD eksikliği
tanısı almış bir olgu sunulmaktadır.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>137</pageFrom>
        <pageTo>138</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>vlcad eksikliği</keyword>
          <keyword>yenidoğan</keyword>
          <keyword>hellp
sendromu</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Very Long-Chain Fatty Acid Dehydrogenase Deficiency In Newborn</title>
        <abstract>Very long-chain fatty acid dehydrogenase (VLCAD) deficiency is
an autosomal recessive disorder of mitochondrial fatty acid oxidation.
Elevated plasma level of acyl-carnitine by Tandem mass spectrometry
prompts the diagnosis of VLCAD. We herein report a neonate with a
diagnosis of VLCAD whose mother’s pregnancy was complicated with
HELLP syndrome. Physical examination revealed poor peripheral
perfusion and hypotonia on the 15 days of life. Metabolic acidosis,
dilated cardiomyopathy developed during follow-up.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>137</pageFrom>
        <pageTo>138</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>vlcad deficiency</keyword>
          <keyword>neonate</keyword>
          <keyword>hellp syndrome</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>BİRGÜL</name>
          <surname>SAY</surname>
          <email>birgullivasay@gmail.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>DERİNCE EĞİTİM ARAŞTIRMA HASTANESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>NURDAN</name>
          <surname>URAS</surname>
          <email>nurdanuras@yahoo.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>ZEKAİ TAHİR BURAK EAH</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>UĞUR</name>
          <surname>DİLMEN</surname>
          <email>ugurdilmen@gmail.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>ZEKAİ TAHİR BURAK EAH</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>NİLÜFER</name>
          <surname>GÜZOĞLU</surname>
          <email>nguzoglu@gmail.com</email>
          <order>4</order>
          <instituteAffiliation>ZEKAİ TAHİR BURAK EAH</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Akciğerdeki Dev Büllöz Oluşumla Birlikte Görülen Bir
Trakeobronşial Yabancı Cisim</title>
        <abstract>Akciğerin karşılaşılan önemli hastalıklarından olan büllöz akciğer
hastalığı, çoğunlukla paraseptal amfizemle birlikte görünmektedir.
Bu hastalık çoğunlukla akciğer lobulusları arasındaki septumlara
komşu olan lobulus dış bölümünü tutar. Genellikle sigara içenlerde ve
üst loblarda görülür. Bu hastalar spontan pnömotoraks ile karşımıza
çıkabilirler. Bronşial sistemde görülen yabancı cisimler ise daha
çok çocukluk çağında karşımıza çıkan netice ve komplikasyonları
açısından oldukça önemli bir durumdur. Çıkartılmayan uzun süre
bronş içinde kalan yabancı cisimler bronş stenozu, abse, bronşektazi
gibi komplikasyonlara neden olabilirler. Bizim vakamız spontan
pnömotoraks ile başvurmuş olan kronik sigara içicisi olan bir
hastaydı. Hastada alt lobları tutan bilateral dev büller tespit edildi.
Operasyona alınan hastanın sağ alt lob distalinde tamamen bül
formasyonu gelişmiş olan segment komşuluğunda organize olmuş
yabancı cisime rastlandı. Bronşial obstrüksiyon yapan etkenler
check-valve mekanizması ve inflamatuar süreçte Proteolitik –
antiproteolitik dengenin bozulmasına yol açabilirler. Bu durum
akciğer hasarına ya da var olan hasarın artmasına neden olabilir.
Büllerin normal lokalizasyonu dışında alt loblarda yerleşmiş olması
ve hastada intrapulmoner bir yabancı cismin bulunmuş olması, büllöz
hastalıklarda karşılaşılan nadir bir birlikteliktir.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>139</pageFrom>
        <pageTo>141</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>büllöz akciğer-yabancı cisim-amfizem</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Tracheobroncheal Foreign Body With A Giant Bullae Of Lung</title>
        <abstract>Bullous lung disease, one of the serious pulmonary diseases
which is mostly observed together with paraseptal emphysema
spreads on the outer part of lobulus adjacent to septums between
pulmonary lobulus. It is widely common among smokers’ upper
lobs. This patients present with spontaneous pneumothorax. And
foreign bodies in bronchial system is a situation mostly emerging at
childhod which has critical importance in terms of its consequences
and complications. If not pulled out, foreign bodies remaining
inside bronchi for extended periods can cause complications such
as bronchial stenosis, abscess and bronchiectasis. In our case, the
patient was a chronic smoker who applied us having spontaneous
pneumothorax. Bilateral giant bullae spreaded on lower lobes was
spotted. Organized foreign body in the neighbourhood of throughly
grown up bullae formation segment on distal part of right lower lobe
was observed during the surgery. Agents of bronchial obstruction
can cause proteolytic – antiproteolitik imbalance in check-valve
mechanism and inflammatory process. This circumstance can harm
the lungs or increase the existing harm. Localization of bullae in the
lower lobes rather than their standard location and presence of a
foreign body is a rare occasion of association for bullous diseases.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>139</pageFrom>
        <pageTo>141</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>bullous lung-foreign body -emphysema</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>BURHAN</name>
          <surname>APİLİOĞULLARI</surname>
          <email>bapiliagullari@yahoo.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>NE KONYA ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>SAMİ</name>
          <surname>CERAN</surname>
          <email>sceran@selcuk.edu.tr</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
    <article>
      <type>ORIGINAL_ARTICLE</type>
      <languageVersion language="tr">
        <title>Çekum Divertikülit Perforasyonuyla Eş Zamanlı Retroçekal Apandisit</title>
        <abstract>Olgumuz apandisit ön tanısı konulan ancak ameliyatta çekum
divertikül perforasyonuyla karşılaştığımız bir vakaydı. Ayrıca
diseksiyona devam edildiğinde retroçekal subseröz yerleşimli
apandisit tespit edildi. Nadir görülen lokalizasyondaki bir apandisitin
aynı anda çekum divertikül komplikasyonu tespit edilen hastalarda
gözden kaçabileceğini vurgulamak için bu vakayı sunmak istedik.
Çekum divertikülleri nadir görülen bir lezyon olmakla birlikte
komplikasyon geliştiği zaman, semptomları akut apandisit ile
benzerlik gösterdiğinden dolayı tanı ve tedavi açısından bazı
zorluklarla karşılaşılır. Fizik muayene ile akut apandisitten hemen
hemen hiç ayırt edilemez ve radyolojik görüntüleme yöntemleri de
çoğu kez yetersizdir. Bu nedenle tanı genellikle ameliyat sırasında
konulur. Akut apandisit, akut batının en sık sebeplerinden birisidir.
Apendektomi de karın içi acil cerrahi müdahaleler arasında en fazla
yapılan ameliyattır. Akut apandisit tanısında iyi alınan bir anamnez
ile yapılacak dikkatli ve iyi bir fizik muayene oldukça önemlidir.
Bunun yanı sıra çeşitli laboratuvar ve görüntüleme tekniklerinden
de yararlanılabilir. Apendiks farklı lokalizasyonlarda yerleşmesine
rağmen retroçekal bölge bunlar içerisinde nadir görülen alanlardan
birisidir. Sağ alt kadran ağrısıyla acil servise başvuran hastalarda
başta apandisit olmak üzere hastanın yaş ve cinsiyetine göre birçok
hastalık akla gelmelidir. Bu hastalıkların aynı anda bulunabileceği
ve dolayısıyla ameliyat sırasında eksplorasyonun eksiksiz yapılması
gerekmektedir.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>142</pageFrom>
        <pageTo>144</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>çekum</keyword>
          <keyword>divertikül</keyword>
          <keyword>apendiks.</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <languageVersion language="en">
        <title>Simultaneous Cecal Diverticulitis Perforation And Retrocecal
Appendicitis</title>
        <abstract>Our case was pre-diagnosed with appendicitis but during the
surgery it was seen that the patient had cecal diverticulum perforation.
Further, as the dissection continued appendicitis with retrocecal
subserous localization was identified. The goal of our study is to
underline the possibility that appendicitis in a rare localization can be
overlooked in patients diagnosed with simultaneous cecal diverticulum
complications. Although cecal diverticulum is a rare lesion, there
are some difficulties regarding its diagnosis and treatment since
its symptoms are similar to acute appendicitis when there is a
complication. It can hardly be differentiated from acute appendicitis
through physical examination and radiological imagining methods are
mostly insufficient. Therefore, patients are generally diagnosed intraoperatively.
Acute appendicitis is one of the most frequent causes of
acute abdomen. Appendectomy, too, is the most frequently performed
surgery among intraabdominal emergency surgical procedures. A
good anamnesis and a careful and sufficient physical examination
are very significant in the diagnosis of acute appendicitis. Alongside
these, various laboratory and imaging techniques can be utilized.
Although the appendix can be seen in different localizations, the
retrocecal site is one of the rare localizations among all. In patients
presenting to the emergency departments with complaints of right
lower quadrant pain, many diseases, led by appendicitis, based
on the patient’s age and sex should be taken into consideration.
The possibility that these diseases may co-exist should always be
remembered and, therefore, intra-operational exploration should be
performed thoroughly.</abstract>
        <publicationDate>2018-08-13</publicationDate>
        <pageFrom>142</pageFrom>
        <pageTo>144</pageTo>
        <doi>
        </doi>
        <keywords>
          <keyword>cecum</keyword>
          <keyword>diverticulum</keyword>
          <keyword>appendix.</keyword>
        </keywords>
      </languageVersion>
      <authors>
        <author>
          <name>YILDIRAY</name>
          <surname>DAL</surname>
          <email>dryildiraydal@hotmail.com</email>
          <order>1</order>
          <instituteAffiliation>MEVLANA ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>FERİDUN</name>
          <surname>KOYUNCU</surname>
          <email>drferidun@hotmail.com</email>
          <order>2</order>
          <instituteAffiliation>MEVLANA ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
        <author>
          <name>KAZIM</name>
          <surname>GEMİCİ</surname>
          <email>drkazimgemici@hotmail.com</email>
          <order>3</order>
          <instituteAffiliation>MEVLANA ÜNİVERSİTESİ</instituteAffiliation>
          <role>AUTHOR</role>
        </author>
      </authors>
    </article>
  </issue>
</ici-import>