<doi_batch xmlns="http://www.crossref.org/schema/4.3.6" xmlns:xsi="http://www.w3.org/2001/XMLSchema-instance" xmlns:jats="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/JATS1" xmlns:ai="http://www.crossref.org/AccessIndicators.xsd" version="4.3.6" schemaLocation="http://www.crossref.org/schema/4.3.6 https://www.crossref.org/schemas/crossref4.3.6.xsd">
  <head>
    <doi_batch_id>20181204142606</doi_batch_id>
    <timestamp>20181204142606</timestamp>
    <depositor>
      <depositor_name>Selçuk Tıp Dergisi</depositor_name>
      <email_address>sinandemircioglumd@gmail.com</email_address>
    </depositor>
    <registrant>Prof. Dr. Sinan DEMİRCİOĞLU</registrant>
  </head>
  <body>
    <journal>
      <journal_metadata>
        <full_title>Selçuk Tıp Dergisi</full_title>
        <abbrev_title>Selcuk Med J</abbrev_title>
        <issn media_type="electronic">2149-8059</issn>
        <issn media_type="print">1017-6616</issn>
      </journal_metadata>
      <journal_issue>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <journal_volume>
          <volume>34</volume>
        </journal_volume>
        <issue>4</issue>
      </journal_issue>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Yüksek Gradlı Glial Tümörlerde Prognostik Faktörler Ve Tedavi Sonuçlarımız: Tek Merkez Deneyimi</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>GÜL</given_name>
            <surname>KANYILMAZ</surname>
            <ORCID>0000-0003-2333-353X</ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>BERRİN</given_name>
            <surname>BENLİ YAVUZ</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>MEHMET</given_name>
            <surname>KOÇ</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>MERYEM</given_name>
            <surname>AKTAN</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>Amaç: Yüksek gradlı glial tümör tanısıyla cerrahi sonrası radyoterapi ve kemoterapi uygulanan hastaların genel özelliklerini, sağkalım sürelerini ve buna etki eden prognostik faktörleri incelemek amaçlandı. Hastalar ve Yöntem: Dosya takip bilgileri olan 166 olgunun verileri geriye dönük olarak incelendi. Çalışmaya grad 3 Anaplastik astrositom ve grad 4 Glioblastome multiforme tanısı histopatolojik olarak doğrulanmış olgular dahil edildi. Hastalara küratif radyoterapive eşzamanlı±adjuvan Temozolamid kemoterapisi uygulandı. Bulgular: Hastaların %73’ü erkek, %27’si kadındı ve ortanca yaş 57 idi. %21 hasta anaplastik astrositom, %79 hasta ise glioblastome multiforme tanılıydı. %40 hastaya total, %49 hasta subtotal olarak opere edilmiş, %11 hastadan ise tanı amaçlı sadece biopsi alınmıştı. Radyoterapi öncesi hastaların ortanca Karnofski performans değeri 90 idi. Hastaların %37 sine 3 boyutlu konformal radyoterapi uygulanırken %63 hasta yoğunluk ayarlı radyoterapi tekniğiyle tedavi edildi. %92 hastaya radyoterapiyle eşzamanlı Temozolamid uygulandı.Hastaların takip süresi ortanca 15 aydı. Genel sağkalım oranları anaplastik astrositom için ortanca 82 ay, glioblastome multiforme için 15.5 aydı (p &lt;0.001). 1,2 ve 5 yıllık genel sağkalım oranları anaplastik astrositom için sırasıyla %77, %59 ve %55, glioblastome multiforme için ise sırasıyla %59, %33 ve %4 bulundu. &lt;50 yaş hastalarda ortanca genel sağkalım 39.3 ay iken ≥50 yaşda 12.4 ay bulundu (p&lt;0.001). Operasyon şekline göre genel sağkalım, total çıkarılanlarda 33.2 ay, subtotal çıkarılanlarda 13.8 ay, biopsi alınanlarda 4.9 ay bulundu (p=0.00). Performansı &lt; 70 olanlarda genel sağkalım 8.1 ay iken, ≥70 olanlarda genel sağkalım 22.3 aydı (p=0.00). Üç boyutlu konformal radyoterapi uygulananlarda genel sağkalım 12.9 ay iken yoğunluk ayarlı radyoterapi uygulananlarda 21.5 aydı (p=0.005). Radyoterapi dozu &lt; 60 Gy uygulananlarda genel sağkalım 7.8 ay iken 60 Gy verilenlerde 21.7 aydı (p=0.00). Eşzamanlı Temozolamid kullananlarda ortanca sağkalım 18.4 ay, kullanmayanlarda ise 7.2 ay olarak bulundu (p=0.03). Sonuç: Sonuç olarak hastanın tanısı, yaşı, operasyon şekli, performansı, radyoterapi dozu, kemoterapi kullanımı sağkalım üzerine olumlu etkisi gösterilmiş olup sonuçlarımız literatür ile uyumludur.</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>143</first_page>
          <last_page>147</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.01028</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/yuksek-gradli-glial-tumorlerde-prognostik-faktorler-ve-tedavi-sonuclarimiz-tek-merkez-deneyimi-tr-5136/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/1028.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Gis Malignitesi Bulunan Hastaların Karaciğer Metastazlarının Mrg İle Görüntülenmesinde Gadoksetik As</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>HİLAL</given_name>
            <surname>AKAY ÇİZMECİOĞLU</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>AHMET</given_name>
            <surname>ÇİZMECİOĞLU</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>PINAR</given_name>
            <surname>YILMAZ</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>NECDET</given_name>
            <surname>POYRAZ</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>CENGİZ</given_name>
            <surname>KADIYORAN</surname>
            <ORCID>0000-0002-7173-3530</ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>Amaç: Bu çalışmanın amacı gastrointestinal sistem malignitesi bulunan hastaların karaciğer metastazlarının MRG ile görüntülenmesinde gadoksetik asit ve gadopentate dimegluminin etkinliğinin karşılaştırılarak değerlendirilmesidir.

Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya histopatolojik olarak gastrointestinal sistem malignitesi bulunan 50 hasta dahil edilerek bu hastalardaki karaciğer metastazları değerlendirilmiştir.Her iki kontrastmadde ile elde olunan seriler karşılaştırılmıştır.

Bulgular: Her iki kontrast madde için elde edilen serilerde arteryel, portal ve geç fazda karaciğer parankiminin ve metastatik lezyonun intensitesi açısından istatistiksel anlamlı fark tespit edilemezken, gadoksetik asit uygulanan hastalarda 20. dakikada elde edilen seriler gadopentate dimeglumine uygulanmasını takiben geç fazda elde edilen seriler ile karaciğer parankiminin ve metastatik lezyonun intensitesi açısından karşılaştırıldığındagadoksetik asit lehineistatistiksel anlamlı fark tespit edilmiştir (p0.05) Karaciğer kontrastlanması artarken metastatik lezyonlardaki kontrastlanmanın artmıyor olması karaciğerdeki metastatik lezyon ve normal karaciğer parankimi arasında belirgin kontrast farkına yol açmaktadır. Böylece zamanla gittikçe artan karaciğer kontrastlanmasını takiben fazlar süresince anlamlı artış göstermeyen metastatik lezyon intensitene de bağlı olarak lezyonların tespiti kolaylaşmaktadır.

Sonuç :
Gadoksetik asit hepatoselüler bir kontrast madde olup gastrointestinal sistem maligniteli hastaların karaciğer metastazlarının manyetik rezonans ile değerlendirilmesindeönemli tanısal katkılar sağlar.</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>0</first_page>
          <last_page>0</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.01061</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/gis-malignitesi-bulunan-hastalarin-karaciger-metastazlarinin-mrg-ile-goruntulenmesinde-gadoksetik-as-tr-5157/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/1061.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Hiperemezis Gravidarumlu Hastalarda Anksiyete Ve Depresyon Test Skorları</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>ESİN</given_name>
            <surname>KASAP</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>Amaç:Hiperemezis gravidarum (HG), gebeliğin erken döneminde, aşırı, tedavi edilmesi zor bulantı ve kusma ile kendini gösteren bir bozukluktur.. Patogenezi açık değildir. Bununla birlikte, anksiyete, depresyon ve HG arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar vardır. Ancak, hiçbiri yeterince bu bağlantıyı açıklığa kavuşturmamıştır. Bu çalışmada, Türk popülasyonundaBeck depresyon ve anksiyete envanteri puanlama sistemi kullanılarak hiperemezis gravidarum olan gebelerin depresyon ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Hastalar ve Yöntem:Prospektif kesitsel çalışma Ocak 2011ile Haziran 2013 arasında Hastanemiz Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nde gerçekleştirildi.Çalışma grubunu hiperemezis gravidarumlu 50 gebe hasta oluştururken, kontrol grubunu daha önce bulantı kusması olmayan 50 sağlıklı gebe oluşturmaktaydı.Kontrol ve hasta grupları obstetrik detaylar,yaş ve vücut kitle indexi değerleri açısından eşleştirildi.Hastaların tümüne,serum TSH de dahil olmak üzere temel laboratuvar araştırmaları yapıldı.
Bulgular: Her iki grupta da demografik ve obstetrik parametreler ve başlangıçtaki laboratuvar incelemeleri açısından farklılıkolmamasına rağmen, HG grubunda ortalama serum AST ve TSH düzeyleri anlamlı olarak yüksekti (p=0.015) ve (p=0.001). Ek olarak, HG grubunun BDI ve BAI skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksekti (p=0.0001).

Sonuç: Sonuçlarımız, psikolojik stressin HG un nedenlerinden biri olabileceğini göstermiştir.Bu nedenle, gebelik sırasında HG lu hastaların tıbbi koşulları kadar duygu durumları da dikkate alınmalıdır.Ancak, bu sonuçlar prospektif ve klinik çalışmalar ile doğrulanmalıdır.</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>155</first_page>
          <last_page>159</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.01071</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/hiperemezis-gravidarumlu-hastalarda-anksiyete-ve-depresyon-test-skorlari-tr-5168/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/1071.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>İzole İnsan Umbilikal Arterinde Hidrojen Perokside Bağlı Kasılma Cevapları Üzerine Leptinin Etkisi</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>EMİNE</given_name>
            <surname>DAĞTEKİN</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>AYŞE</given_name>
            <surname>ŞAHİN</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>\r\n	\r\n		&amp;nbsp;\r\n	\r\n		Amaç: Bu çalışmada izole insan umbilikal arterinin bazal tonusu ve hidrojen peroksid (H2O2)&amp;rsquo; e bağlı kasılma cevapları üzerine leptinin etkileri ve bu etkilerde nitrik oksitin rolü araştırılmıştır.\r\n	\r\n		Gereç ve Y&amp;ouml;ntemler: Umbilikal arter halkaları sıcaklığı 37&amp;deg;C&amp;rsquo; de sabit tutulan %95 O2-%5CO2 karışımı ile gazlandırılan ve Krebs-Henseleit solüsyonu içeren 10 ml&amp;rsquo;lik izole organ banyolarına alındı. Uygulanan prosedürlere verilen cevaplar izometrik olarak kaydedildi.\r\n	\r\n		&amp;nbsp;Umbilikal arter halkalarının bazal tonusu üzerine leptinin etkilerinin araştırıldığı b&amp;ouml;lümde, kümülatif tarzda banyoya uygulanan leptin (10-11-10-7 M) dokuların bazal tonusunu etkilemedi. Benzer şekilde L-NAME (10-4 M) ile inkübe edilen dokularda da kümülatif leptin ilavesi dokuların bazal tonusunu değiştirmedi. Umbilikal arter halkalarında H2O2 (10-3 M) ile maksimum kasılma cevabı alındıktan sonra organ banyosuna kümülatif olarak uygulanan leptin konsantrasyona bağımlı olarak gevşeme cevapları oluşturdu. Organ banyosuna 10-4M L-NAME ilave edilmesi H2O2&amp;rsquo; ye bağlı kasılma cevapları üzerine leptinin 10-11 ve10-10M konsantrasyonlarında g&amp;ouml;zlenen gevşeme cevaplarını etkilemedi; leptinin 10-9,10-8 ve 10-7 M konsantrasyonlarda umbilikal arter şeritlerine oluşturduğu gevşeme cevaplarını ise anlamlı olarak inhibe etti. Leptin ile inkübe edilen umbilikal arter halkalarında H2O2&amp;rsquo; nin etkilerinin araştırıldığı b&amp;ouml;lümde, dokuların 10-10 M ve 10-7 M leptin ile inkübe edilmesi kümülatif uygulanan H2O2&amp;rsquo; nin pD2 (-log EC50) ve Emax değerlerini değiştirmedi.\r\n	\r\n		Sonuç: Bu bulgular; insan umbilikal arterinde leptinin uygulanan tüm konsantrasyonlarında, H2O2&amp;rsquo; ye bağlı kasılma cevapları üzerine gevşetici etki oluşturduğunu, leptinin yüksek konsantrasyonlarında g&amp;ouml;zlenen gevşeme cevaplarına kısmen NO&amp;rsquo; in aracılık ettiğini; ayrıca umbilikal arterlerin bazal tonusu ve bazal tonus düzeyinde uygulanan H2O2&amp;rsquo; ye bağlı kasılma cevapları üzerinde leptinin inhibit&amp;ouml;r etki oluşturmadığını g&amp;ouml;stermektedir.\r\n\r\n\r\n	&amp;nbsp;\r\n</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>160</first_page>
          <last_page>164</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.01106</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/izole-insan-umbilikal-arterinde-hidrojen-perokside-bagli-kasilma-cevaplari-uzerine-leptinin-etkisi-tr-5197/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/1106.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Gelişen Tavşan Kalvaryumunda  Kritik Boyutlu Defektin Titanyum Meş İle Rekonstrüksiyonu</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>MEHMET</given_name>
            <surname>MAVİLİ</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>HARUN</given_name>
            <surname>PERU</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>\r\n	Amaç: Gelişen kalvaryum defekt rekonstrüksiyonu hala zorlu bir prosedürdür. Kullanılan materyaller sağlamlık ve koruma sağlamalı; hafif, kimyasal olarak inert, kanserojen olmayan, estetik sonucu arttırmak için kolay şekillenebilir olmalı, manyetik rezonans g&amp;ouml;rüntülemeye izin vermek için demir içermemelidir ve osteokondüktif ve osteojenik olmalıdır. Ayrıca, alloplastik materyal, don&amp;ouml;r alan morbiditesine yol açmaz ve sınırsız bir tedarik sağlar. İdeal bir implant hala tanımlanmamış olsa da, titanyum meş kabul edilebilir alternatiflerden biridir. Bu çalışmada, titanyum meş implantın gelişen kalvaryumdaki defektlerin rekonstrüksiyonunda kullanılabileceği ve implantın rijid veya semirijid fiksasyonu ile sekonder asimetri deformitesine yol açıp açmadığı değerlendirildi.\r\n\r\n	Gereç ve Y&amp;ouml;ntem: 6 haftalık 24 Yeni Zelanda tavşanı ve d&amp;ouml;rt eşit gruba ayrıldı. Birinci grup normal popülasyon grubuydu. İkinci, üçüncü ve d&amp;ouml;rdüncü gruplarda her bir tavşanın pariyetal kemiği üzerinde 15 mm. çaplı kritik boyutlu defekt oluşturuldu. İkinci grup kritik boyutlu defekt için sham grubu olarak belirlendi. &amp;Uuml;çüncü grupta defektler 0.3 mm ile kalınlıkta titanyum meşin 4.0 polipropilen sütür ile semirijid olarak fikse edilmesiyle;&amp;nbsp; 4. Grupta ise aynı kalınlıkta titanyum meşin 4 mm. çaplı titanyum vidalarla rijit fiksasyonuyla rekonstrükte edildi. Başlangıçta, tavşan kalvaryumu kraniyal bilgisayarlı tomografi ile tarandı ve üç boyutlu rekonstrüksiyonlar oluşturuldu. Deney, tavşanlar 18 haftalıkken sonlandırıldı. Tüm gruplarda her tavşan için sakrifikasyon ve kraniyal BT taraması yapıldı ve standart fotoğraflar alındı. Uzunluk &amp;ouml;lçümleri referans noktalarından gerçekleştirildi ve gruplar arasında karşılaştırmalar yapıldı.\r\n\r\n	Sonuçlar: 6 haftalık üç boyutlu bilgisayarlı tomografi &amp;ouml;lçümlerine g&amp;ouml;re, grupların dengeli dağıldığı değerlendirildi. 18 haftalık 3D BT &amp;ouml;lçümlerine g&amp;ouml;re gruplar arasında istatistiksel olarak fark yoktu (p &amp;lt;0,017). Ayrıca her grupta defekt tarafı ve karşı taraf &amp;ouml;lçümlerinde istatistiksel olarak farklılık saptanmadı (p &amp;lt;0.008).\r\n\r\n	Tartışma: Titanyum meşin, büyüme g&amp;ouml;steren kalvaryumda herhangi bir deformiteye neden olmadığını ve meş fiksasyon tekniğinin sonucu değiştirmediğini değerlendirdik. Dolayısıyla pediatrik kalvaryum defektlerinde, otojen kemik grefti ile rekonstrüksiyonun mümkün olmaması durumunda, titanyum meş ile rekonstrüksiyon kabul edilebilir bir seçenek olabilir.\r\n</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>165</first_page>
          <last_page>175</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.01128</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/gelisen-tavsan-kalvaryumunda-kritik-boyutlu-defektin-titanyum-mes-ile-rekonstruksiyonu-tr-5216/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/1128.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Çok Nadir Bir Yerleşim : Dilde Aktinomikozis</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>YAKUP</given_name>
            <surname>DUMAN</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>MEHMET</given_name>
            <surname>BEKERECİOĞLU</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>FATMA</given_name>
            <surname>BİLGEN</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>Aktinomikozis, kültürde zor üretilebilen gram pozitif anaerobik bir bakterinin neden olduğu kronik süpüratif bir infeksiyondur. Sıklıkla servikofasial, respiratuar ve gastrointestinal sistemdenizole edilmektedir. Servikofasial yerleşimli olanlara sıklıkla maksillafasiyal travma ve diş manipulasyonu eşlik etmektedir. Çalışmada, 45 yaşında bayan hasta travma, dental girişim ve aile öyküsünde anlamlı bulgu olmayan aktinomiçes vakası sunulmaktadır.</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>180</first_page>
          <last_page>182</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.00995</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/cok-nadir-bir-yerlesim-dilde-aktinomikozis-tr-5121/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/995.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Birçok Sistemik Vasküler Hastalığı Olan Bir Hastada Retina Sinir Lifi Tabakasında İncelme</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>CENGİZ</given_name>
            <surname>KADIYORAN</surname>
            <ORCID>0000-0002-7173-3530</ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>HİLAL</given_name>
            <surname>AKAY ÇİZMECİOĞLU</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>ZEYNEP</given_name>
            <surname>DADACI</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>\r\n	Retina sinir lifi tabakasındaki incelme başta glokom olmak üzere, çeşitli n&amp;ouml;rolojik hastalıklar, optik sinirin glokom dışı bozuklukları, retina hastalıkları, toksik, nutrisyonel veya şok optik n&amp;ouml;ropatisi gibi vasküler nedenlere bağlı gelişebilir. Dünyadaki en sık k&amp;ouml;rlük nedenlerinden biri olan glokom, retina ganglion hücre &amp;ouml;lümüne bağlı olarak retina sinir lifi tabakasında incelme, optik sinir başında çukurlaşma ve g&amp;ouml;rme alanı kaybı ile karakterize ilerleyici bir optik n&amp;ouml;ropatidir. Glokomla ilişkisi en iyi bilinen risk fakt&amp;ouml;rü yüksek g&amp;ouml;z içi basıncı olmasına rağmen glokom risk fakt&amp;ouml;rleri arasında yer alan sistemik vasküler bozuklukların &amp;ouml;zellikle g&amp;ouml;z içi basıncın düşük seyrettiği normotansif glokomun patogenezinde rol oynadığı düşünülmektedir. Çalışmamızda birçok sistemik vasküler hastalıkla beraber retina sinir lifi tabakasında incelme olan ve en olası tanı olarak normotansif glokom düşündüğümüz bir olguyu tarif ettik.\r\n</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>183</first_page>
          <last_page>185</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.01057</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/bircok-sistemik-vaskuler-hastaligi-olan-bir-hastada-retina-sinir-lifi-tabakasinda-incelme-tr-5158/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/1057.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Neutrophil Erythrophagocytosis And Neutrophil Erythrocyte Rosetting İn Paroxysmal Cold Haemoglobinur</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>HARUN</given_name>
            <surname>PERU</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>Mallika</given_name>
            <surname>Kalmood</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>Paroksismal soğuk hemoglobinüri (PCH), spesifik olmayan semptomlar nedeniyle öntanıda göz önüne genellikle alınmayan nadir görülen bir otoimmün hemolitik anemidir. Periferik yaymada nötrofilik eritrofagositoz ve nötrofil eritrosit rozet oluşumu, özellikle PCH'de olmak üzere otoimmün hemolitik anemide nadiren bildirilen bir bulgudur. Akut başlangıçlı ateşi olan ve bu olağandışı periferik yayma bulgularını paroksismal soğuk hemoglobinüri açısından değerlendirdiğimiz25 yaşında bir kadın hastayı sunduk. Nötrofil eritrosit rozetinin varlığı ve periferik yaymada nötrofillerle eritrofagositoz varlığı halinde patolog, PCH tanısı açısından dikkatli olmalıdır ve bu bulgular gereksiz araştırmalardan kaçınmaya yönlendirebilir.</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>172</first_page>
          <last_page>175</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.01100</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/neutrophil-erythrophagocytosis-and-neutrophil-erythrocyte-rosetting-in-paroxysmal-cold-haemoglobinur-tr-5191/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/1100.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Angiomatoid Fibrous Histiocytoma: A Rare Entity With Recognized Diagnostic Pitfalls</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>Mohamed</given_name>
            <surname>Kesudeen</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>Mohammed</given_name>
            <surname>Abulaban</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>ADHAM</given_name>
            <surname>AMMAR</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>SAMEERA</given_name>
            <surname>RASHİD</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>Anjiomatoid Fibröz Histiyositoma (AFH), nadir görülen yumuşak doku tümörüdür. Genellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür ve düşük nüks ve metastaz oranlarına sahiptir. AFH, nüksleri rapor eden bazı çalışmalarla revize edilmeye devam etse de şimdiye kadar teşhis kriterleribelirsizlğini korumaya devam etmektedir. Nadir bir tümör olması sebebiyle de tanı genellikle gecikmektedir. Biz bu makalede atipik histoloji, immünprofil ve genetik test sonuçlarına sahip 10 yaşında bir erkek olguyu sunduk. Atipik görünümleri nedeniyle teşhis sürecinde Almanya Heidelberg Hastanesi ve Philadelphia Çocuk Hastanesinden fikir danışılan olgunun nihai tanısı Brigham Kadın Hastanesi tarafından doğrulandı. Bu makalede ayrıca tanıyı tartıştık.</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>176</first_page>
          <last_page>179</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.01118</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/angiomatoid-fibrous-histiocytoma-a-rare-entity-with-recognized-diagnostic-pitfalls-tr-5209/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/1118.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
      <journal_article publication_type="full_text" metadata_distribution_opts="any">
        <titles>
          <title>Çölyak Hastalığına Diyetetik Yaklaşım</title>
        </titles>
        <contributors>
          <person_name contributor_role="author" sequence="first" language="tr-tr">
            <given_name>ŞEBNEM</given_name>
            <surname>ÖZGEN ÖZKAYA</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
          <person_name contributor_role="author" sequence="additional" language="tr-tr">
            <given_name>VOLKAN</given_name>
            <surname>ÖZKAYA</surname>
            <ORCID>
            </ORCID>
          </person_name>
        </contributors>
        <jats:abstract>
          <jats:p>&amp;nbsp;Ç&amp;ouml;lyak hastalığı hayat boyu devam eden tek besin intoleransıdır. Glutene karşı meydana gelen bu intolerans, ince bağırsağın yapısını bozmakta ve besin &amp;ouml;ğelerinin emilimini engellemektedir. Ç&amp;ouml;lyak hastalığı, genellikle diğer otoimmün hastalıklarla ilişkilidir. &amp;Uuml;lkemizde de sıklığı giderek artmaktadır. Farklı yaşlarda ve farklı klinik bulgularda karşımıza çıkabilmektedir. Günümüzde en etkili tedavi y&amp;ouml;ntemi, glutenin günlük diyetten çıkarılmasıdır. Tedavi aşamasında devreye giren glutensiz diyet, büyüme ve gelişmenin en hızlı olduğu d&amp;ouml;nemde bireyin tüm yaşantısını etkilemektedir. Glutensiz diyetin sıkı bir şekilde uygulanmasıyla hastalıkla ilişkili düşük kemik mineral yoğunluğu ve bağırsak malignite dahil bir çok komplikasyonun riski azalabilir. Ancak glutensiz diyetin çocuk veya aile tarafından uygulanması ve takip edilmesi her zaman kolay değildir. Ayrıca glutensiz diyet bazı besin &amp;ouml;gesi fazlalığına (doymuş yağlar), yüksek kalori alımına ve belirli besin &amp;ouml;gelerinin (lif, Folik asit, B 12 vitamini, demir, çinko, magnezyum) yetersizliğine de neden olmaktadır. &amp;Ouml;zellikle glutensiz ürünler gluten içeren muadilleriyle karşılaştırıldıklarında hem magnezyum, lif ve folik asit içeriği daha düşük hem de daha pahalıdır. Diyet tedavisine &amp;ldquo;dirençli&amp;rdquo; olduğu düşünülen birçok hastanın da gluten içeren besinleri tükettikleri tespit edilmiştir. Bu nedenle glutensiz diyet iyi planlanmalı, aile ve çocuk eğitilmeli ve hasta uzun süreli takibe alınmalıdır. Bu derleme makalede ç&amp;ouml;lyak hastalığı, ç&amp;ouml;lyak hastalığında uygulanan diyet tedavisi, diyet tedavisinin ilkeleri, diyete uyum ve bu uyumu etkileyen fakt&amp;ouml;rlere yer verilmiştir.\r\n</jats:p>
        </jats:abstract>
        <publication_date media_type="online">
          <month>12</month>
          <day>4</day>
          <year>2018</year>
        </publication_date>
        <pages>
          <first_page>1</first_page>
          <last_page>1</last_page>
        </pages>
        <doi_data>
          <doi>10.30733/std.2018.00906</doi>
          <resource>https://selcukmedj.org/tr-tr/colyak-hastaligina-diyetetik-yaklasim-tr-5067/</resource>
          <collection property="crawler-based">
            <item crawler="iParadigms">
              <resource>https://app.selcukmedj.org/uploads/makale-pdf/906.pdf</resource>
            </item>
          </collection>
        </doi_data>
      </journal_article>
    </journal>
  </body>
</doi_batch>